<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="0.92">
<channel>
	<title>Selçuk Demirbaş</title>
	<link>http://www.selcukdemirbas.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 May 2010 10:43:15 +0000</lastBuildDate>
	<docs>http://backend.userland.com/rss092</docs>
	<language>en</language>
	
	<item>
		<title>EYLÜL</title>
		<description>Yağmur yağdı bu sabah.

Ama yaz yağmuru başka, bu bahar yağmuru başkadır.
Serin serin esti rüzgar, eylül habercisi...
Ne de özlermiş meğer insan, yaz hengamesinin bahar duruluşunu...

Hamd, Allah'adır. </description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2009/09/01/eylul/</link>
			</item>
	<item>
		<title>ZAMANSIZLIK YAZISI</title>
		<description>Dar zamanlar...
Yapacak çok şey vardır ama zaman azdır. İsraf edilmiş onca zamanınızdan birazcığını şimdi geri almak istersiniz, ama ne fayda!... Faydası az, üretimi az, işçiliği çok mecburiyetlerinizin; yahut acımasız bir deyişle, faydası az, üretimi az, cefası çok insanların sizden çaldığı zamanlara şimdi ihtiyacınız vardır. Ama iadesi, karşılığı, değeri yoktur zamanın. ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/28/zamansizlik-yazisi/</link>
			</item>
	<item>
		<title>YELKENLER FORA!</title>
		<description>Yelkenler fora!...
Üstüne üstüne süreceğiz nankörlüğün, vefasızlığın...
Tam ortasından geçeceğiz kıymet bilmezliğin...
Yaralanacağız, yıpranacağız, ve geri dönüşümüz olmayacak!..
Fora elkenler! Fora!...
Ve herkes tutunsun direklere, şapkalarını tutsun,
battığımız yere kadar...
Battığımız yerde, elbet alırlar bayrağımızı,
birkaç hayat öteye dikerler elbet...
Fora yelkenler ve herkes vazgeçsin benliğinden,
Arkada bıraksın ruhunu,
ve bana, bu denizlerin tahta bacaklı yaşlı korsanına,
teslim etsin iradesini...
Ve beklesin, ve ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/18/yelkenler-fora/</link>
			</item>
	<item>
		<title>DALGIN</title>
		<description>
Kalabalığın arasında yürüyordu, ama bir tek o değişik yürüyordu. Kalabalık pazar gününün miskinliğini sonuna kadar yaşıyor, hiç bir yere yetişmemek için yavaş yavaş ilerliyorken; o, yetişeceği bir yer olmamasına rağmen bütün hızıyla kalabalığın arasından sıyrıla sıyrıla yürüyordu. Her beş adımda bir, sonraki beş adımını istemsizce planlıyor, hareketli gurupların aralarındaki boşluklardan kıl payı zamanlamayla ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/27/dalgin/</link>
			</item>
	<item>
		<title>COURS DE LA VIE</title>
		<description>
Yol...
Sonu gelmez bir verimsizlik; kaçınılmaz, tükenmez bir zaman kaybı. Şimdi buradayız, ama başka bir yerde olmak istiyoruz. Lâkin olamıyoruz hemen, çünkü arada yol var. Ya bizim orada olacağımız saatlerden, ya da burada kalacağımız zamandan çalıyor. Herkesin zamanını çalıp cebine koyuyor yol. Kayıp zamanların hepsi yolda gizli. Sevgilisini uğurlamaya yetişemeyen bir gencin ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/05/cours-de-la-vie/</link>
			</item>
	<item>
		<title>FIRTINA</title>
		<description>
Ya bir çöpten çıkmıştı, ya da yol kenarına düşüncesizce atılmıştı. Yerde olması gerekiyordu, ama değildi. Bir elektrik direğinin ucunu kıl payı sıyırdıktan sonra, apartmanlardan birinin üçüncü kat penceresine yapıştı. Cama çarparken çıkardığı sesle içeridekileri bir kaç saniyelik bir şoka uğrattıktan sonra, oradan da ayrılarak döne döne yükseldi, yükseldi. Yağmur yağsa, ıslanıp ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/01/firtina/</link>
			</item>
	<item>
		<title>ELLERİ KİRLİ SOKAK ÇOCUĞU</title>
		<description>Elleri kirli sokak çocuğu...
Hangi sokağın çocuğusun ki acaba? Kendi sokağının mı? Ellerin kendi sokağında mı kirlendi?
Kirlenmezdi elbet...
Aslında kirletmezdi o kirler ellerini, zira kendi sokağının kendi kirleriydi onlar. Kirli sayılmazdın o zaman, çünkü onlar o sokağa aitti, sokak da sana...

Elleri kirli sokak çocuğu...
Kirli ki, başka bir sokaktan almış tozunu, siyahlığını.
Başka bir ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/22/elleri-kirli-sokak-cocugu/</link>
			</item>
	<item>
		<title>SİLÜET</title>
		<description>
Çocuktu...

İstanbul'un falanca semtinde, dedesinin babası mı, dedesi mi artık nesinin nesi bilmediği bir kuşak soyunun filanca memleketten göçüp yerleştiği, o zamanlar eski, şimdi oldukça eski olan, sonraları da çok çok eski olacak şu apartmanın dördüncü katında otururdu. Hani şu balkonu panjurla kapalı olan. Şuradaki işte, mutfak camı menfezli olan. O ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/14/siluet/</link>
			</item>
	<item>
		<title>BİLGİ ÇÖPLÜĞÜ ÜZERİNE</title>
		<description>
Düşünceleriniz çıkmazda mı? Değil mi? Öyleyse dikkatle okuyun bu yazıyı. Zira neden çıkmazda olur insanın düşünceleri? Hiç bir şey düşünmese, öğrendiklerini montajlayıverse beyninin kıvrımlarına, hiç bir esneklik kazandırmadan, üzerinde düşünmeden... Tıpkı çimento döker gibi. Beyninin de esnekliğini götürür, kaskatı dondurur sinir uçlarını ve öyle bir hale gelir ki sonra bu ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/07/bilgi-coplugu-uzerine/</link>
			</item>
	<item>
		<title>DİNGİNLİK YAZISI</title>
		<description>Akşamüstü oldu, hala gelen giden yok... Zaten buralar pek tenha olur perşembe günleri. Nedendir bilinmez ama özellikle perşembe günleri. Bu kalabalık şehirde herhangi bir yerin tenha olacağı hiç gemiyor insanın aklına oysa. Hele burası gibi güzel bir yerin...

Denizin kendine has kokusu ve körfez dinginliği... Uyuyor sanki... Arada bir esniyor, rüzgar ...</description>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/02/dinginlik-yazisi/</link>
			</item>
</channel>
</rss>

