<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Selçuk Demirbaş</title>
	<link>http://www.selcukdemirbas.com</link>
	<description></description>
	<pubDate>Sun, 30 May 2010 10:43:15 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>EYLÜL</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2009/09/01/eylul/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2009/09/01/eylul/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 02:09:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2009/09/01/eylul/</guid>
		<description><![CDATA[Yağmur yağdı bu sabah.
Ama yaz yağmuru başka, bu bahar yağmuru başkadır.
Serin serin esti rüzgar, eylül habercisi&#8230;
Ne de özlermiş meğer insan, yaz hengamesinin bahar duruluşunu&#8230;
Hamd, Allah&#8217;adır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur yağdı bu sabah.</p>
<p>Ama yaz yağmuru başka, bu bahar yağmuru başkadır.<br />
Serin serin esti rüzgar, eylül habercisi&#8230;<br />
Ne de özlermiş meğer insan, yaz hengamesinin bahar duruluşunu&#8230;</p>
<p>Hamd, Allah&#8217;adır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2009/09/01/eylul/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ZAMANSIZLIK YAZISI</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/28/zamansizlik-yazisi/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/28/zamansizlik-yazisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 21:47:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/28/zamansizlik-yazisi/</guid>
		<description><![CDATA[Dar zamanlar&#8230;
Yapacak çok şey vardır ama zaman azdır. İsraf edilmiş onca zamanınızdan birazcığını şimdi geri almak istersiniz, ama ne fayda!&#8230; Faydası az, üretimi az, işçiliği çok mecburiyetlerinizin; yahut acımasız bir deyişle, faydası az, üretimi az, cefası çok insanların sizden çaldığı zamanlara şimdi ihtiyacınız vardır. Ama iadesi, karşılığı, değeri yoktur zamanın. Paha biçmek imkansızdır. Şimdi lazımdır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.selcukdemirbas.com/hourglass.jpg" align="right" height="204" width="88" />Dar zamanlar&#8230;</p>
<p align="justify">Yapacak çok şey vardır ama zaman azdır. İsraf edilmiş onca zamanınızdan birazcığını şimdi geri almak istersiniz, ama ne fayda!&#8230; Faydası az, üretimi az, işçiliği çok mecburiyetlerinizin; yahut acımasız bir deyişle, faydası az, üretimi az, cefası çok insanların sizden çaldığı zamanlara şimdi ihtiyacınız vardır. Ama iadesi, karşılığı, değeri yoktur zamanın. Paha biçmek imkansızdır. Şimdi lazımdır size ama anneniz bile veremez onu&#8230;</p>
<p align="justify">Acımasız geçer zaman, en umumi şeydir çünkü. Bir anlık şaşması bütün insanlığı etkileyecektir, bu yüzden elinde değildir acımasız olmak. Tren yolunda bir çocuğun düşmüş oyuncağını gören makinist gibi, yoluna devam etmek zorundadır. Zamanınız darsa, zamanın da bu konuda yapabileceği hiç bir şey yoktur bu yüzden..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/28/zamansizlik-yazisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YELKENLER FORA!</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/18/yelkenler-fora/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/18/yelkenler-fora/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 May 2008 20:51:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Serbest]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/18/yelkenler-fora/</guid>
		<description><![CDATA[Yelkenler fora!&#8230;
Üstüne üstüne süreceğiz nankörlüğün, vefasızlığın&#8230;
Tam ortasından geçeceğiz kıymet bilmezliğin&#8230;
Yaralanacağız, yıpranacağız, ve geri dönüşümüz olmayacak!..
Fora elkenler! Fora!&#8230;
Ve herkes tutunsun direklere, şapkalarını tutsun,
battığımız yere kadar&#8230;
Battığımız yerde, elbet alırlar bayrağımızı,
birkaç hayat öteye dikerler elbet&#8230;
Fora yelkenler ve herkes vazgeçsin benliğinden,
Arkada bıraksın ruhunu,
ve bana, bu denizlerin tahta bacaklı yaşlı korsanına,
teslim etsin iradesini&#8230;
Ve beklesin, ve tutunsun bir yerlere.
Yelkenler fora!
Gemileri değil, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yelkenler fora!&#8230;<br />
Üstüne üstüne süreceğiz nankörlüğün, vefasızlığın&#8230;<br />
Tam ortasından geçeceğiz kıymet bilmezliğin&#8230;<br />
Yaralanacağız, yıpranacağız, ve geri dönüşümüz olmayacak!..<br />
Fora elkenler! Fora!&#8230;<br />
Ve herkes tutunsun direklere, şapkalarını tutsun,<br />
battığımız yere kadar&#8230;<br />
Battığımız yerde, elbet alırlar bayrağımızı,<br />
birkaç hayat öteye dikerler elbet&#8230;<br />
Fora yelkenler ve herkes vazgeçsin benliğinden,<br />
Arkada bıraksın ruhunu,<br />
ve bana, bu denizlerin tahta bacaklı yaşlı korsanına,<br />
teslim etsin iradesini&#8230;<br />
Ve beklesin, ve tutunsun bir yerlere.</p>
<p>Yelkenler fora!<br />
Gemileri değil, sahilleri yaktık biz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/05/18/yelkenler-fora/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DALGIN</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/27/dalgin/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/27/dalgin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2008 20:02:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tasvir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/27/dalgin/</guid>
		<description><![CDATA[Kalabalığın arasında yürüyordu, ama bir tek o değişik yürüyordu. Kalabalık pazar gününün miskinliğini sonuna kadar yaşıyor, hiç bir yere yetişmemek için yavaş yavaş ilerliyorken; o, yetişeceği bir yer olmamasına rağmen bütün hızıyla kalabalığın arasından sıyrıla sıyrıla yürüyordu. Her beş adımda bir, sonraki beş adımını istemsizce planlıyor, hareketli gurupların aralarındaki boşluklardan kıl payı zamanlamayla geçiyordu. Her an dalgın bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Kalabalığın arasında yürüyordu, ama bir tek o değişik yürüyordu. Kalabalık pazar gününün miskinliğini sonuna kadar yaşıyor, hiç bir yere yetişmemek için yavaş yavaş ilerliyorken; o, yetişeceği bir yer olmamasına rağmen bütün hızıyla kalabalığın arasından sıyrıla sıyrıla yürüyordu. Her beş adımda bir, sonraki beş adımını istemsizce planlıyor, hareketli gurupların aralarındaki boşluklardan kıl payı zamanlamayla geçiyordu. Her an dalgın bir hanımefendiye olanca hızıyla çarpıp çantasını yere düşürecek, varını yoğunu etrafa saçacak zannediyordunuz ama o, büyük bir ustalıkla, hiç kimsenin kılını kıpırdatmadan yarıyordu kalabalığı. Uzun boylu olmasa, herkes bir saniyeliğine görebilecekti onu. Zira bir gurubu geçtikten hemen sonra öndeki gurubun önüne geçiyordu. Düşünüyordu anlaşılan, düşündüğü zaman böyle yürürdü zira. Sanki adımlarındaki hareket enerjisini düşünce gücüne çeviren bir mekanizmaydı vücudu, o da daha çok enerjiye ihtiyaç duyuyor, kıyasıya çalıştırıyordu bu mekanizmayı. Etrafında su gibi akıp giden binaları, dükkanları belki bir silüet gibi görüyor, ya da hiç görmüyordu.</p>
<p align="justify">Saçları uzun ve düzdü, bir karış arkasından takip ediyorlardı onu. Masmavi giyinmişti. Ayakkabıları gözle görülür şekilde eskimişti. Elbisesinin uzun kollarını dirseklerine çekmişti. Elinde, bu hızla yürümenin vücudunda ürettiği ısıdan dolayı, soğuğa rağmen giyme ihtiyacı duymadığı bir hırka vardı. Kaşları ince, gözleri çekikti. Burnu ve dudakları, kulaklarının aksine büyükçeydi. Uzun parmaklı zarif elleri ve bu hızla yürümesini mümkün kılan uzun ve güçlü bacakları vardı. Yürürken bazen durduk yerde sağ elini sağ bacağına vurarak, beyninde biteviye çalan, başka kimsenin duymadığı bir müziğin ritmini ustalıkla tutuyordu.</p>
<p align="justify">Yürüdü, yürüdü&#8230; Ta ki, güzel bir genç kızın yüzü, yahut ilginç bir tiyatro afişi, ya da bir sokak köpeğinin kalabalık insan topluluğuna karşı cesurca havlaması, onu düşüncelerinden çekip alıncaya dek. Birden etraf netleşti, insanların sesleri bir uğultudan, anlamlı cümlelere, en azından cümle parçalarına dönüştü. Annesinden dondurma isteyen bir çocuğu, arkadaşının şakasına kahkahayla gülen bir delikanlıyı duydu. Adımlarını yavaşlattı. Hizasındaki dükkanın vitrin camındaki yansımada, kalabalığın arasında kendisini buldu. Yine kambur yürüyordu. Sayısız kez ikaz etmişti annesi onu bu yüzden. Duruşunu dikleştirdi, dağılan saçlarını düzeltti. Saatine baktı. Biraz daha beklemesi gerekiyordu. Bir yerde durup dikilerek beklemekten nefret ederdi, zira amaçsızca yürümesinin tek nedeni buydu. Fakat caddenin sonuna iyice yaklaşmıştı. Bir an durup düşündükten sonra gerisin geriye döndü ve istemsizce hızlandırdığı adımlar atarak kalabalığın arasında gözden kayboldu&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/27/dalgin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>COURS DE LA VIE</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/05/cours-de-la-vie/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/05/cours-de-la-vie/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Apr 2008 21:05:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Durum Öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/05/cours-de-la-vie/</guid>
		<description><![CDATA[Yol&#8230;
Sonu gelmez bir verimsizlik; kaçınılmaz, tükenmez bir zaman kaybı. Şimdi buradayız, ama başka bir yerde olmak istiyoruz. Lâkin olamıyoruz hemen, çünkü arada yol var. Ya bizim orada olacağımız saatlerden, ya da burada kalacağımız zamandan çalıyor. Herkesin zamanını çalıp cebine koyuyor yol. Kayıp zamanların hepsi yolda gizli. Sevgilisini uğurlamaya yetişemeyen bir gencin ya da ağabeyini ölüm döşeğinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Yol&#8230;</p>
<p align="justify">Sonu gelmez bir verimsizlik; kaçınılmaz, tükenmez bir zaman kaybı. Şimdi buradayız, ama başka bir yerde olmak istiyoruz. Lâkin olamıyoruz hemen, çünkü arada yol var. Ya bizim orada olacağımız saatlerden, ya da burada kalacağımız zamandan çalıyor. Herkesin zamanını çalıp cebine koyuyor yol. Kayıp zamanların hepsi yolda gizli. Sevgilisini uğurlamaya yetişemeyen bir gencin ya da ağabeyini ölüm döşeğinde göremeyen yaşlı bir kadının zamanı&#8230;</p>
<p align="justify">Yol her yerde, her yer yolda. Hepimiz yol üzerindeyiz. Geceleri evimizin önünden geçen yolun mesela. Sabah da ilk işimiz yola çıkmak oluyor. Evimizin önündeki yola değilse de, yatağımızdan banyoya giden, sonra da mutfağa giden yolda oluyoruz. Hiç ayrılmıyoruz yoldan, yalnızca bir yerinde duraklıyor, işimizi yapıyor, sonra devam ediyoruz. Her amaç için araç, her araç içinse amaç yol&#8230;</p>
<p align="justify"><img hspace="4" vspace="1" border="2" src="http://www.selcukdemirbas.com/stars_by_Zerosen2.jpg" alt="karanlik" align="right" height="225" width="300" />Bunları düşünerek yürüyordu genç asfalt yolun kenarında. Gideceği yer uzaktı hem, yetmezmiş gibi karanlıktı da yol. Hem de ne karanlık! Sanki hiç ışık görmüyormuş buralar gibi&#8230; Sanki dünyanın kuytusunda kalan bir yer, biraz kuzey, biraz güney, bir açı uyuşmazlığı varmış da, gündüzleri de aydınlanmıyormuş gibi. Öyle karanlık ki, belki bir kedi bile yürüyemezdi bu yolda şimdi, ama o yüz bin kere yürümüştü belki aynı karanlıkta, aynı yolda.</p>
<p align="justify">Bir tepenin arkasında kalıyordu köyü, bu yüzden de aniden çıkardı köyün ışıkları insanın karşısına. Sanki o an sizin gelişinize yanmışlar gibi. Köye yaklaşmış olmanın hiç bir nişânesi yoktu. Duygularını kapatmıştı âdetâ genç, korku, uyku, yorgunluk, acelecilik, hiçbirinden eser yoktu. Yalnızca yürüyordu. Bilmemkaçıncı yürüyüşünde bu saatte bu yolu, öğrenmişti bunu yapmayı. Başka türlüsüne dayanamazdı insan, bu yolu bitirme umudunu kaybederdi. Zirâ sonuna gelinceye kadar hiç azalmıyor gibiydi yol. Köyün ışıkları sizi ne zaman karşılayacak, bilemiyordunuz.</p>
<p align="justify">Yaklaşmış olabileceğini hissediyordu ancak genç, bu serüvenin sayısız tekrar edişinin verdiği tecrübeyle. Bu his ona yorgunluğunu da hissettirmeye başlıyordu. Yanılmamalıydı. Ne zamandır hiç yanılmamıştı. Bundan duyduğu güvenle kollarını kaldırdı, derince bir esnedi. Bu hareketle yeniden açtı duygularını. Yorulmuş, susamış, bezmişti. Ayrıca uykusu gelmişti.  Ama yol da bitmişti. Zira ışıklar tepenin sınırını çizmişti artık, ve onbeş yirmi metre sonra köy görünecekti. Bu köyde yaşayanların ömürlerinin kayda değer bir kısmı bu yolun cebindeydi&#8230;</p>
<p align="justify"><em><font size="2">credit : <a target="_blank" href="http://zerosen2.deviantart.com" title="deviant page"><font size="2">zerosen2</font></a> (thanks for the illustration)</font></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/05/cours-de-la-vie/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>FIRTINA</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/01/firtina/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/01/firtina/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 10:20:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tasvir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/01/firtina/</guid>
		<description><![CDATA[Ya bir çöpten çıkmıştı, ya da yol kenarına düşüncesizce atılmıştı. Yerde olması gerekiyordu, ama değildi. Bir elektrik direğinin ucunu kıl payı sıyırdıktan sonra, apartmanlardan birinin üçüncü kat penceresine yapıştı. Cama çarparken çıkardığı sesle içeridekileri bir kaç saniyelik bir şoka uğrattıktan sonra, oradan da ayrılarak döne döne yükseldi, yükseldi. Yağmur yağsa, ıslanıp ağırlaşacak, yere düşecekti, ama yağmıyordu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Ya bir çöpten çıkmıştı, ya da yol kenarına düşüncesizce atılmıştı. Yerde olması gerekiyordu, ama değildi. Bir elektrik direğinin ucunu kıl payı sıyırdıktan sonra, apartmanlardan birinin üçüncü kat penceresine yapıştı. Cama çarparken çıkardığı sesle içeridekileri bir kaç saniyelik bir şoka uğrattıktan sonra, oradan da ayrılarak döne döne yükseldi, yükseldi. Yağmur yağsa, ıslanıp ağırlaşacak, yere düşecekti, ama yağmıyordu yağmur. Kuru bir fırtınanın yoluna çıkıvermişti kağıt parçası.</p>
<p align="justify">Buralarda çok rüzgar eserdi. Yüksek rakımlı bir yer olduğu için yadırganmazdı pek. Oysa bu gece başka bir rüzgar vardı. Evlerinde oturup dışarıda çöplerin uçuşmasını, tabelaların eğilmesini, ağaçların ahenkli dansını pencerelerinin arkasından izleyenler, kendilerini çok şanslı hissediyorlardı. Rüzgar bazen pencerelere yaklaşıyor, içerideki endişeli, bir o kadar da keyifli yüzlere tek tek bakıyordu. Bazen de hafif bir çöp ya da kağıt parçasını onlara kadar getirip, bir an için ürkmelerine sebep oluyordu.</p>
<p align="justify">Bu rüzgarda rijitliğini koruyabilen kediler ve arabalardı. Bir kedi rüzgardan tüyleri yata yata yoldan karşıya geçiyordu. Doğruca üzerine gelmediği taktirde etrafta uçuşan cisimlere pek aldırış ettiği söylenemezdi. Biraz daha pimpirikli olan bir başkası, çöp konteynırının yanında tüylerini kabartmış, tedirgince bekliyordu. Korkak bir arabanınsa alarmı çalıyordu durmadan. Bitip bitip yeniden başlıyordu. Bu fırtınada dışarıda kalmış olmaktan muzdarip gibiydi.</p>
<p align="justify">Saatler sonra nihayet yağmur yağmaya başladı, fırtınayı teselli edercesine. Yağmurun sesi rüzgarın sesini bastırdı ve rüzgar damlaların arasında esecek yer bulamadı sanki. Damlaların çokluğu da rüzgarın onları yolundan çekmesine müsade etmedi. Havada uçuşan çöpler de hem ıslanmışlıktan hem de rüzgarın yavaşlamasından, en ağırından en hafifine doğru birer birer yerlere düştü. Kimisi de çatılara. Fırtınadan geriye ıslak ve kirli sokaklar kalacaktı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/04/01/firtina/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ELLERİ KİRLİ SOKAK ÇOCUĞU</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/22/elleri-kirli-sokak-cocugu/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/22/elleri-kirli-sokak-cocugu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Mar 2008 22:04:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Serbest]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/22/elleri-kirli-sokak-cocugu/</guid>
		<description><![CDATA[Elleri kirli sokak çocuğu&#8230;
Hangi sokağın çocuğusun ki acaba? Kendi sokağının mı? Ellerin kendi sokağında mı kirlendi?
Kirlenmezdi elbet&#8230;
Aslında kirletmezdi o kirler ellerini, zira kendi sokağının kendi kirleriydi onlar. Kirli sayılmazdın o zaman, çünkü onlar o sokağa aitti, sokak da sana&#8230;
Elleri kirli sokak çocuğu&#8230;
Kirli ki, başka bir sokaktan almış tozunu, siyahlığını.
Başka bir sokağın çocuğu olmalısın sen, başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Elleri kirli sokak çocuğu&#8230;<br />
Hangi sokağın çocuğusun ki acaba? Kendi sokağının mı? Ellerin kendi sokağında mı kirlendi?<br />
Kirlenmezdi elbet&#8230;<br />
Aslında kirletmezdi o kirler ellerini, zira kendi sokağının kendi kirleriydi onlar. Kirli sayılmazdın o zaman, çünkü onlar o sokağa aitti, sokak da sana&#8230;</p>
<p align="justify"><a href="http://bp2.blogger.com/_c-CM0b2JxLg/R-VwsRIu0FI/AAAAAAAAADI/PMZewY9qh5M/s1600-h/sokak_cocugu.jpg"><img border="0" src="http://bp2.blogger.com/_c-CM0b2JxLg/R-VwsRIu0FI/AAAAAAAAADI/PMZewY9qh5M/s200/sokak_cocugu.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px; cursor: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5180670852176203858" /></a>Elleri kirli sokak çocuğu&#8230;<br />
Kirli ki, başka bir sokaktan almış tozunu, siyahlığını.<br />
Başka bir sokağın çocuğu olmalısın sen, başka çocukların sokağının sokak çocuğu.<br />
Bu sokak senin değil, ama sokak sana sahip gibi&#8230;</p>
<p align="justify">Belki de dünyanın en güzel çocuğu sensindir.<br />
Ama göremiyorsun ki&#8230;<br />
Aynan yok çünkü. Arabaların camları ise yeterince güzel göstermiyor seni, aynaları da çok küçük. Mağaza vitrinleri? İçeridekiler evini özletiyor sana, hiç güzel çıkamıyorsun&#8230;<br />
Dünyanın en güzel çocuğu olsan bile, bilemiyorsun&#8230;</p>
<p align="justify">Senin de var ya bir sokağın, hani ellerini kirletmeyen&#8230;<br />
Keşke sen hep orada kalsaydın. Başka sokaklar sana sahip olacağına, sen kendi sokağına sahip olsaydın. Başka sokakların sokak çocuğu değil, kendi sokağının çocuğu olsaydın keşke&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/22/elleri-kirli-sokak-cocugu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SİLÜET</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/14/siluet/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/14/siluet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Mar 2008 13:53:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tasvir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/14/siluet/</guid>
		<description><![CDATA[Çocuktu&#8230;
İstanbul&#8217;un falanca semtinde, dedesinin babası mı, dedesi mi artık nesinin nesi bilmediği bir kuşak soyunun filanca memleketten göçüp yerleştiği, o zamanlar eski, şimdi oldukça eski olan, sonraları da çok çok eski olacak şu apartmanın dördüncü katında otururdu. Hani şu balkonu panjurla kapalı olan. Şuradaki işte, mutfak camı menfezli olan. O camdan aşağıya bilinmez ne dökmüştü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Çocuktu&#8230;</p>
<p align="justify">İstanbul&#8217;un falanca semtinde, dedesinin babası mı, dedesi mi artık nesinin nesi bilmediği bir kuşak soyunun filanca memleketten göçüp yerleştiği, o zamanlar eski, şimdi oldukça eski olan, sonraları da çok çok eski olacak şu apartmanın dördüncü katında otururdu. Hani şu balkonu panjurla kapalı olan. Şuradaki işte, mutfak camı menfezli olan. O camdan aşağıya bilinmez ne dökmüştü annesi seneler önce ki, hala izi dururdu duvarda. Apartmanı ve daireyi işaretlemişti sanki kadın.<br />
<a href="http://bp0.blogger.com/_c-CM0b2JxLg/R9p0HYWnoDI/AAAAAAAAADA/7xqalNGzJDs/s1600-h/ece.jpg"><img border="0" src="http://bp0.blogger.com/_c-CM0b2JxLg/R9p0HYWnoDI/AAAAAAAAADA/7xqalNGzJDs/s200/ece.jpg" style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px; cursor: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177578391761035314" /></a></p>
<p align="justify">Alt katta da bilmem kim teyzeler otururdu. Çok güzel bir kızları vardı, hatırlıyordu. İp atlardı akşam üstleri apartmanın bahçesinde, başka figüran kızlarla beraber. Çocuk da onları seyrederdi perdenin altından&#8230; Kaç yaşındaydı o zaman? on mu, onbir mi?&#8230; O civarda olmalı. İşte şuradaki bisikletli kızcağız da onbir yaşlarında mutlaka. Ne kadar da küçük&#8230; O bu kadar küçük değildi şüphesiz. Öyle miydi?&#8230;</p>
<p align="justify">Bu bahçe, apartman, bakkal dükkanı&#8230; Hepsi daha büyüktü o zamanlar sanki. Hele şu cadde&#8230; Karşısına ulaşılmaz sarp bir vadi gibiydi. Yasaklığı da cabası. Küçüklüğünden beri pek deliliği olmadığından karşıya geçmemişti hiç o zamanlar. Kimsenin yüreğini ağzına getiresi yoktu doğrusu. Bahçede top oynamak kimin neyine yetmiyordu ki?&#8230; Şimdi ise arabasını park etmişti caddenin karşısına. Her şey ne kadar önemsizleşmişti&#8230;</p>
<p align="justify">Tanıdığı hiç kimse kalmamıştı burada şimdi. O kız da kim bilir nereye taşınmıştı. Şimdi yeni çocuklar oturuyordu bu oldukça eski apartmanda, çok çok eskidiğinde onlar da dönüp burayı seyredecek, onun düşündüklerini düşüneceklerdi belki. O zaman da o yaşlanmış olacak, tek başına arabasına atlayıp eski mahallesini ziyaret edebildiği günleri düşünecekti&#8230;</p>
<p>(Ece&#8217;ye teşekkürler)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/14/siluet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BİLGİ ÇÖPLÜĞÜ ÜZERİNE</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/07/bilgi-coplugu-uzerine/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/07/bilgi-coplugu-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Mar 2008 22:22:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/07/bilgi-coplugu-uzerine/</guid>
		<description><![CDATA[Düşünceleriniz çıkmazda mı? Değil mi? Öyleyse dikkatle okuyun bu yazıyı. Zira neden çıkmazda olur insanın düşünceleri? Hiç bir şey düşünmese, öğrendiklerini montajlayıverse beyninin kıvrımlarına, hiç bir esneklik kazandırmadan, üzerinde düşünmeden&#8230; Tıpkı çimento döker gibi. Beyninin de esnekliğini götürür, kaskatı dondurur sinir uçlarını ve öyle bir hale gelir ki sonra bu öğretiler, kımıldamaz olurlar yerlerinden. Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Düşünceleriniz çıkmazda mı? Değil mi? Öyleyse dikkatle okuyun bu yazıyı. Zira neden çıkmazda olur insanın düşünceleri? Hiç bir şey düşünmese, öğrendiklerini montajlayıverse beyninin kıvrımlarına, hiç bir esneklik kazandırmadan, üzerinde düşünmeden&#8230; Tıpkı çimento döker gibi. Beyninin de esnekliğini götürür, kaskatı dondurur sinir uçlarını ve öyle bir hale gelir ki sonra bu öğretiler, kımıldamaz olurlar yerlerinden. Bir çekiç ve tornavidayla vura vura kazınır belki, ama en usta ellerde bile hasar görür beyin kaçınılmaz şekilde.</p>
<p align="justify">Peki ya neden çıkmazda olur insanın düşünceleri? &#8220;Düşünmeden öğrenmek zaman kaybetmektir&#8221; diyor Konfiçyüs. Bunu bile öğrenirken hiç düşünüyor muyuz? Öğrenirken düşünmek nedir? Düşünmeden ne kadar çok şey öğrendik? Bunları nasıl kazıyacağız beynimizden? Kazımamız gerekir mi? Gerekir elbet. Hepimizin beyninde bir miktar çimento var dostlarım, ve ağırlığını taşıyoruz her sözümüzde, her yazımızda, fikrimizi her ifade edişimizde. Bizi bir yanlara çekiyor, sözlerimizin temelinde hava boşlukları oluşturuyor. Bir düşünsenize, düşünmeden öğrendiğimiz neyi savunabiliriz? Bir çimento yumağı. Olduğu gibi yerleşmiş kabına, ve bulunduğu yerin şeklini alıp donmuş. Bunu nasıl bir başkasının kalıbına sokabiliriz, bulunduğu yerden bile çıkaramazken?</p>
<p align="justify">Peki neden çımazda olur insanın düşünceleri? Düşünüyorsa olur tabi ki&#8230; Hiç düşünceniz yoksa nasıl çıkmazda olabilir düşünceleriniz? Düşünüyorsanız size öğretilenlerin üzerinde, çelişkileri fark ediyorsanız, duruşunuzu belirlerken çıkmaza girecektir düşünceleriniz. Siz falanca konuda ne diyorsunuz? Bu konuda öğrendikleriniz yeterli mi, güvenilir mi? Bir bilgiye göre fikir yürütürken o bilginin güvenilirliğini sorgular mısınız? Yoksa zemin etüdü yapmadan inşa eder misiniz binanızı?</p>
<p align="justify">Düşünceleriniz çıkmazda değil ise, tek yönlü bilginin doğru olduğu varsayımının güvenli, sıcak, huzur dolu yalanlığına sığınmışsanız eğer, şimdi sorgulayın tüm bildiklerinizi. Ve çıkmaza girsin düşünceleriniz. İşte o zaman sorunları görüp, çürük zeminler üzerine kurduğunuz binaları tespit edebillir, hiç olmazsa mühendislik çözümler üretebilirsiniz. En kötü ihtimalle de tahliye edersiniz o binaları. İlk depremde yıkılıp gideceklerdir çünkü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/07/bilgi-coplugu-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DİNGİNLİK YAZISI</title>
		<link>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/02/dinginlik-yazisi/</link>
		<comments>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/02/dinginlik-yazisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Mar 2008 12:36:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Demirbaş</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tasvir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/02/dinginlik-yazisi/</guid>
		<description><![CDATA[Akşamüstü oldu, hala gelen giden yok&#8230; Zaten buralar pek tenha olur perşembe günleri. Nedendir bilinmez ama özellikle perşembe günleri. Bu kalabalık şehirde herhangi bir yerin tenha olacağı hiç gemiyor insanın aklına oysa. Hele burası gibi güzel bir yerin&#8230;
Denizin kendine has kokusu ve körfez dinginliği&#8230; Uyuyor sanki&#8230; Arada bir esniyor, rüzgar esiyor. Güzel bir rüya görüyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Akşamüstü oldu, hala gelen giden yok&#8230; Zaten buralar pek tenha olur perşembe günleri. Nedendir bilinmez ama özellikle perşembe günleri. Bu kalabalık şehirde herhangi bir yerin tenha olacağı hiç gemiyor insanın aklına oysa. Hele burası gibi güzel bir yerin&#8230;</p>
<p align="justify">Denizin kendine has kokusu ve körfez dinginliği&#8230; Uyuyor sanki&#8230; Arada bir esniyor, rüzgar esiyor. Güzel bir rüya görüyor olmalı. Öyle uyuyor ki, içinde barındırdığı muazzam hayat, çeşit çeşit canlılar, hepsi birlikte uyuyor gibi.</p>
<p align="justify">Hiç ses yok&#8230; Çıt çıkmıyor. Martı sesleri, denizin kısık uyuma sesi ya da uzakta havlayan bir köpek derseniz, onlar ses gibi değil. O kadar çok duymuş ve kanıksamışsınızdır ki, hiç duymazsınız onları. Aslında şu taşları eskimiş sahil kordonunda yürüyen genç bir nişanlı çift olsaydı, onların da sesini duymazdınız. Belki kız bir kahkaha patlatırsa oğlanın bir şakasına, ya da belki bir aptallığına, o zaman duyardınız, ama yine de bu dikkatinizi onlara çekmeye yetmezdi.</p>
<p align="justify">Bu dinginlikte insan farklı bir ruh haline bürünüyor. Deniz gibi muazzam bir şeyin uyuyor olması, elbette etrafındaki her şeye sirayet ediyor. En başta da size&#8230; Buradaki bir bankta oturarak geçirdiğiniz bir saat, sizi o kadar dinlendiriyor ki, evinizde saatlerce uyusanız ancak bu kadar dinlenebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.selcukdemirbas.com/2008/03/02/dinginlik-yazisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

