05.04.08 21:04
COURS DE LA VIE
Yazar: Selçuk Demirbaş, Kategori: Durum Öyküsü
Yol…
Sonu gelmez bir verimsizlik; kaçınılmaz, tükenmez bir zaman kaybı. Şimdi buradayız, ama başka bir yerde olmak istiyoruz. Lâkin olamıyoruz hemen, çünkü arada yol var. Ya bizim orada olacağımız saatlerden, ya da burada kalacağımız zamandan çalıyor. Herkesin zamanını çalıp cebine koyuyor yol. Kayıp zamanların hepsi yolda gizli. Sevgilisini uğurlamaya yetişemeyen bir gencin ya da ağabeyini ölüm döşeğinde göremeyen yaşlı bir kadının zamanı…
Yol her yerde, her yer yolda. Hepimiz yol üzerindeyiz. Geceleri evimizin önünden geçen yolun mesela. Sabah da ilk işimiz yola çıkmak oluyor. Evimizin önündeki yola değilse de, yatağımızdan banyoya giden, sonra da mutfağa giden yolda oluyoruz. Hiç ayrılmıyoruz yoldan, yalnızca bir yerinde duraklıyor, işimizi yapıyor, sonra devam ediyoruz. Her amaç için araç, her araç içinse amaç yol…
Bunları düşünerek yürüyordu genç asfalt yolun kenarında. Gideceği yer uzaktı hem, yetmezmiş gibi karanlıktı da yol. Hem de ne karanlık! Sanki hiç ışık görmüyormuş buralar gibi… Sanki dünyanın kuytusunda kalan bir yer, biraz kuzey, biraz güney, bir açı uyuşmazlığı varmış da, gündüzleri de aydınlanmıyormuş gibi. Öyle karanlık ki, belki bir kedi bile yürüyemezdi bu yolda şimdi, ama o yüz bin kere yürümüştü belki aynı karanlıkta, aynı yolda.
Bir tepenin arkasında kalıyordu köyü, bu yüzden de aniden çıkardı köyün ışıkları insanın karşısına. Sanki o an sizin gelişinize yanmışlar gibi. Köye yaklaşmış olmanın hiç bir nişânesi yoktu. Duygularını kapatmıştı âdetâ genç, korku, uyku, yorgunluk, acelecilik, hiçbirinden eser yoktu. Yalnızca yürüyordu. Bilmemkaçıncı yürüyüşünde bu saatte bu yolu, öğrenmişti bunu yapmayı. Başka türlüsüne dayanamazdı insan, bu yolu bitirme umudunu kaybederdi. Zirâ sonuna gelinceye kadar hiç azalmıyor gibiydi yol. Köyün ışıkları sizi ne zaman karşılayacak, bilemiyordunuz.
Yaklaşmış olabileceğini hissediyordu ancak genç, bu serüvenin sayısız tekrar edişinin verdiği tecrübeyle. Bu his ona yorgunluğunu da hissettirmeye başlıyordu. Yanılmamalıydı. Ne zamandır hiç yanılmamıştı. Bundan duyduğu güvenle kollarını kaldırdı, derince bir esnedi. Bu hareketle yeniden açtı duygularını. Yorulmuş, susamış, bezmişti. Ayrıca uykusu gelmişti. Ama yol da bitmişti. Zira ışıklar tepenin sınırını çizmişti artık, ve onbeş yirmi metre sonra köy görünecekti. Bu köyde yaşayanların ömürlerinin kayda değer bir kısmı bu yolun cebindeydi…
credit : zerosen2 (thanks for the illustration)
”COURS DE LA VIE“ icin 5 Cevap
Yorumlar:
Bir cevap birakin
Yorum yapmak icin giris yapmalisiniz.
Apr 06 2008 at 10:27 am
“Zirâ sonuna gelinceye kadar hiç azalmıyor gibiydi yol.”
“Dönemeci olmayan yol uzun görünür. Sean O’Casay” Umarım bizim yolumuz da sonuca uzak olmayan, uzak görünen yollardandır diyorum.
Apr 06 2008 at 11:36 am
bir yol tuturduk gidiyoruz hepimiz…
istesekde değiştiremeyeceğimiz yollar var aslında yaşamımızda, adına ‘kader’ dediğimiz…
bizim bilmekten aciz kaldığımız bir çizgi o. düşündüm de, bize verilen büyük bir nimet bilmiyor olmak kaderi…
—-
bu yol’da giderken birileri ile karşılaştırıyor bu kader bizi. bu karşılaşmaların bazıları uzun süren devamlılıklara gebe oluyor, bazısı ise bir kaç defalık görüşmeler, ayak üstü sohbetleri şeklinde neticeleniyor…
bir gün yol’umuzda bitecek ama işte o bitişte allah yardımcımız olsun…
hegel bir yerde “ölürken beni dostumla birlikte öldür” diyor. bende şöyle diyeyim; allah yaşarken, bu yazının yazarı dost’tan ayrı koymasın…
Apr 06 2008 at 11:45 am
İnşallah Tüm Ümmet-i Muhammed’in gittiği yol Cennet-u Alada son bulur
Apr 04 2009 at 9:50 pm
İNŞALLAH
May 01 2009 at 9:44 am
amin..
İNŞAALLAH…