Yol…

Sonu gelmez bir verimsizlik; kaçınılmaz, tükenmez bir zaman kaybı. Şimdi buradayız, ama başka bir yerde olmak istiyoruz. Lâkin olamıyoruz hemen, çünkü arada yol var. Ya bizim orada olacağımız saatlerden, ya da burada kalacağımız zamandan çalıyor. Herkesin zamanını çalıp cebine koyuyor yol. Kayıp zamanların hepsi yolda gizli. Sevgilisini uğurlamaya yetişemeyen bir gencin ya da ağabeyini ölüm döşeğinde göremeyen yaşlı bir kadının zamanı…

Yol her yerde, her yer yolda. Hepimiz yol üzerindeyiz. Geceleri evimizin önünden geçen yolun mesela. Sabah da ilk işimiz yola çıkmak oluyor. Evimizin önündeki yola değilse de, yatağımızdan banyoya giden, sonra da mutfağa giden yolda oluyoruz. Hiç ayrılmıyoruz yoldan, yalnızca bir yerinde duraklıyor, işimizi yapıyor, sonra devam ediyoruz. Her amaç için araç, her araç içinse amaç yol…

karanlikBunları düşünerek yürüyordu genç asfalt yolun kenarında. Gideceği yer uzaktı hem, yetmezmiş gibi karanlıktı da yol. Hem de ne karanlık! Sanki hiç ışık görmüyormuş buralar gibi… Sanki dünyanın kuytusunda kalan bir yer, biraz kuzey, biraz güney, bir açı uyuşmazlığı varmış da, gündüzleri de aydınlanmıyormuş gibi. Öyle karanlık ki, belki bir kedi bile yürüyemezdi bu yolda şimdi, ama o yüz bin kere yürümüştü belki aynı karanlıkta, aynı yolda.

Bir tepenin arkasında kalıyordu köyü, bu yüzden de aniden çıkardı köyün ışıkları insanın karşısına. Sanki o an sizin gelişinize yanmışlar gibi. Köye yaklaşmış olmanın hiç bir nişânesi yoktu. Duygularını kapatmıştı âdetâ genç, korku, uyku, yorgunluk, acelecilik, hiçbirinden eser yoktu. Yalnızca yürüyordu. Bilmemkaçıncı yürüyüşünde bu saatte bu yolu, öğrenmişti bunu yapmayı. Başka türlüsüne dayanamazdı insan, bu yolu bitirme umudunu kaybederdi. Zirâ sonuna gelinceye kadar hiç azalmıyor gibiydi yol. Köyün ışıkları sizi ne zaman karşılayacak, bilemiyordunuz.

Yaklaşmış olabileceğini hissediyordu ancak genç, bu serüvenin sayısız tekrar edişinin verdiği tecrübeyle. Bu his ona yorgunluğunu da hissettirmeye başlıyordu. Yanılmamalıydı. Ne zamandır hiç yanılmamıştı. Bundan duyduğu güvenle kollarını kaldırdı, derince bir esnedi. Bu hareketle yeniden açtı duygularını. Yorulmuş, susamış, bezmişti. Ayrıca uykusu gelmişti.  Ama yol da bitmişti. Zira ışıklar tepenin sınırını çizmişti artık, ve onbeş yirmi metre sonra köy görünecekti. Bu köyde yaşayanların ömürlerinin kayda değer bir kısmı bu yolun cebindeydi…

credit : zerosen2 (thanks for the illustration)