Ya bir çöpten çıkmıştı, ya da yol kenarına düşüncesizce atılmıştı. Yerde olması gerekiyordu, ama değildi. Bir elektrik direğinin ucunu kıl payı sıyırdıktan sonra, apartmanlardan birinin üçüncü kat penceresine yapıştı. Cama çarparken çıkardığı sesle içeridekileri bir kaç saniyelik bir şoka uğrattıktan sonra, oradan da ayrılarak döne döne yükseldi, yükseldi. Yağmur yağsa, ıslanıp ağırlaşacak, yere düşecekti, ama yağmıyordu yağmur. Kuru bir fırtınanın yoluna çıkıvermişti kağıt parçası.

Buralarda çok rüzgar eserdi. Yüksek rakımlı bir yer olduğu için yadırganmazdı pek. Oysa bu gece başka bir rüzgar vardı. Evlerinde oturup dışarıda çöplerin uçuşmasını, tabelaların eğilmesini, ağaçların ahenkli dansını pencerelerinin arkasından izleyenler, kendilerini çok şanslı hissediyorlardı. Rüzgar bazen pencerelere yaklaşıyor, içerideki endişeli, bir o kadar da keyifli yüzlere tek tek bakıyordu. Bazen de hafif bir çöp ya da kağıt parçasını onlara kadar getirip, bir an için ürkmelerine sebep oluyordu.

Bu rüzgarda rijitliğini koruyabilen kediler ve arabalardı. Bir kedi rüzgardan tüyleri yata yata yoldan karşıya geçiyordu. Doğruca üzerine gelmediği taktirde etrafta uçuşan cisimlere pek aldırış ettiği söylenemezdi. Biraz daha pimpirikli olan bir başkası, çöp konteynırının yanında tüylerini kabartmış, tedirgince bekliyordu. Korkak bir arabanınsa alarmı çalıyordu durmadan. Bitip bitip yeniden başlıyordu. Bu fırtınada dışarıda kalmış olmaktan muzdarip gibiydi.

Saatler sonra nihayet yağmur yağmaya başladı, fırtınayı teselli edercesine. Yağmurun sesi rüzgarın sesini bastırdı ve rüzgar damlaların arasında esecek yer bulamadı sanki. Damlaların çokluğu da rüzgarın onları yolundan çekmesine müsade etmedi. Havada uçuşan çöpler de hem ıslanmışlıktan hem de rüzgarın yavaşlamasından, en ağırından en hafifine doğru birer birer yerlere düştü. Kimisi de çatılara. Fırtınadan geriye ıslak ve kirli sokaklar kalacaktı…