Akşamüstü oldu, hala gelen giden yok… Zaten buralar pek tenha olur perşembe günleri. Nedendir bilinmez ama özellikle perşembe günleri. Bu kalabalık şehirde herhangi bir yerin tenha olacağı hiç gemiyor insanın aklına oysa. Hele burası gibi güzel bir yerin…

Denizin kendine has kokusu ve körfez dinginliği… Uyuyor sanki… Arada bir esniyor, rüzgar esiyor. Güzel bir rüya görüyor olmalı. Öyle uyuyor ki, içinde barındırdığı muazzam hayat, çeşit çeşit canlılar, hepsi birlikte uyuyor gibi.

Hiç ses yok… Çıt çıkmıyor. Martı sesleri, denizin kısık uyuma sesi ya da uzakta havlayan bir köpek derseniz, onlar ses gibi değil. O kadar çok duymuş ve kanıksamışsınızdır ki, hiç duymazsınız onları. Aslında şu taşları eskimiş sahil kordonunda yürüyen genç bir nişanlı çift olsaydı, onların da sesini duymazdınız. Belki kız bir kahkaha patlatırsa oğlanın bir şakasına, ya da belki bir aptallığına, o zaman duyardınız, ama yine de bu dikkatinizi onlara çekmeye yetmezdi.

Bu dinginlikte insan farklı bir ruh haline bürünüyor. Deniz gibi muazzam bir şeyin uyuyor olması, elbette etrafındaki her şeye sirayet ediyor. En başta da size… Buradaki bir bankta oturarak geçirdiğiniz bir saat, sizi o kadar dinlendiriyor ki, evinizde saatlerce uyusanız ancak bu kadar dinlenebilirsiniz.